Bir Uçuşun Hikayesi

Hakikati bulmak için bir depreme ihtiyacım vardı. Enkaz altından beni çıkaracak bana yol bulacak bir şey. Bir yüz, bir göz, bir el, bir ses, hatta belki de bir ışık.

Bir yaz akşamıydı. Kainatı büyük bir zevkle izleyemediğim günün akşamlarından biriydi. Kalbim ve ruhum birbirinden bağımsızdı adeta. Hiçbir şeyin farkında değildim. Hissizdim aşka, sevdaya, hakka, batıla, güzele, çirkine, acıya karşı…

Bir yaz akşamıydı. Ne ben senin farkındaydım, ne de sen benim. Hiç sormadın ki bana ‘ben buradayım sen neredesin?’.  Ve haklısın, bende göremedim seni.

Bir yaz akşamıydı ve ben Seni gördüm. Önce sessizce dinledim. Şimdiye kadar geçirdiğim süre zarfında neden hiç görmemiştim seni. Görüp de umursamamıştım belki de. Akrep yelkovana meydan okurken  neyin görmezliğiydi bu? Neyin hissizliği? Neyin boşvermişiliği? Neyin güveni? Evet, neyime güveniyordum. Tüm bu aidiyetsizliklerin sebebi kalbimdeki bu koca boşluktu. Ve inanıyorum ki Seninle dolmaya başladı bu boşluk. O akşam Seni gördüm. Ve ertesi günü iple çekmeye başladım. Geceleri uyumak yerine başka bir şey yapabilmek için bir sebebim vardı artık. Seni beklerken kitap okurdum ve namaz kılardım. Gece namaz kılmanın tadına senin ışığınla vardım. Yaklaşık bir hafta sürdü bu durum.

Bir yaz akşamıydı. Hiçbir şeyin umurumda olmadığı günlerden birinin daha sonuna gelmiştim. Sabah kalkar günü yaşar ve bu döngü uğruna her gece yine dalardım gaflet uykusuna.  Ve o gece yine daldım uykuya, uyku nedir bilmezdim. ‘Herkes uyuyor kim ayakta ki zaten’ der ve dalardım derin soluklara.

Bir yaz akşamıydı ve ben Seni bu kez rüyamda gördüm. Bir hafta boyunca görmediğim bir yüzündü bu. Rüyanın insan hayatındaki etkisine inanan biriydim. Ama açıkçası çokta bilgiye sahip değildim. Yataktan iç çekerek kalktım. Bir süre bekledim, düşündüm. Neyin işaretiydi bu? Tabire bakmadan evvel rüyanın İslamdaki yerini araştırdım. Üç çeşit rüya vardı. Bunlardan ilki;  Nefsanî rüya, ya geçmişe dair hatıraların, ya da kişinin arzu ettiği şeylerin görülmesi. İkincisi; Şeytanî rü’ya, şeytanın telkîniyle görülen rüyalar. Son olarak Rahmanî rüya ise, ya doğrudan doğruya Allah tarafından ya da melek vasıtasıyla kalbe yansıyan ve gaybî manaları taşıyan rüyalar. Ve bir cümle dikkatimi çekti ‘Öyle rüyalar vardır ki, bunlar şuuraltından yansıyan birer görüntü olmayıp gaybdan kalp gözüne akseden parıltılardır.’ Ve ona bir hadisi şerif eklendi.”Risalet ve nübüvvet bitti. Benden sonra ne bir nebî gelecektir, ne de rasul… Lâkin “mübeşşirat” vardır. Sahabe “Mübeşşirat nedir Ya Resulallah” diye sorar. Hz. Peygamber “Müslüman kişinin gördüğü rüya” der. O, nübüvvetin cüzlerinden bir cüzdür.” (Tirmizi, Rüya, 2)

Rüyayı sadık olarak nitelendirmişlerdi güzel rüyayı. Kişiye yol gösteren, ona işaret veren, Hakk’a ileten rüyalara. Rüyamı tekrar düşündüm. Nefsanî bir rüya değildi. Evet, onu düşünüyordum ama bukadarını ben bile düşlememiştim. Ve şeytani rüya olamayacak kadar güzeldi.’ İyi düşün!’ dedim kendi kendime. Bu bir işaret olabilir mi? Önce korktum anlatmaya, tabirine bakmaya bir gün beklettim onu. İmam-ı Azam misali sadece beklettim ve düşündüm. Ve bir yazı daha çarptı gözüme ‘Rüyanın tabirini bilmeyenler zahirin kıyısında beklemeye mahkûmdurlar.’

Şimdi rüya tabiri zamanı. Ve koca bir Elhamdülillah. Rüyamda Seni gördüm ve bir süredir dilimdeki duaların rüyaya vuruşunu gördüm. Evet Sevgili, rüyamda  Seni gördüm gökten beni seyrini gördüm . Rüyamda Seni gördüm ve senle beraber Hakikati…  Rüya ile amel etmek değildi bu, rüyayla yön bulmaktı benimkisi. Gaflet uykumdan uyandım. Geceleri Senin ışığınla ayakta durmayı öğrendim. Ve Senden sonra çok şey değişti hayatımda. Ay’ dın Sen yolumu Aydınlatan. Senin ışığın gaybtan kalbime yansıyan parıltılardı adeta. Tefekküre sebep, arşa layık bir kul olmanın ilk adımıydın.

Bir yaz akşamıydı ve Sen beni iyi ki Ay’dınlattın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir